Hartmut Rosa’nın ‘Bugün, zamanın mekanı yok ettiğini görüyoruz. Ulaşımın, tüketimin, iletişimin hızlanmasıyla, yani ‘’teknik hızlanma’’ yla, dünyamız maddi ve manevi olarak küçüldü.’ sözüyle başlamak sanırım bu konuda anlatmak isteyeceklerimi özetleyecektir.

Var olduğunuz mekanlar içerisinde güzel fotoğraflar çekip paylaşmak, yer bildirimi (check-in) yapmak size o mekanda bir anınız olması hissini hiç bir zaman vermez. Siz sadece o mekana gitmiş ve geri dönmüş olursunuz. O mekanın ruhunu hissedebilmek dediğimiz kavramı yaptığınız yer bildirimleri asla size sağlamayacaktır. Karşınızdaki insan-lar- la konuşmak, onu dinlemek size o mekanı daha sonra hatırladığınızda bir anıyla birlikte yahut en basitinden bir sohbetle birlikte aklınıza gelecektir. Fakat biz mekanı anlamak ve mekanın ruhunu hissetmek kavramlarından fazlasıyla uzaklaştık.

Hız toplumu dediğimiz kavramda tam bu esnada ortaya çıkmış bulunmakta. Teknoloji hayatımızda yaptığımız işleri kolaylaştırmak ve bize daha fazla zaman kazandırmak için geliştiriliyor gibi gözükse de biz her bitirdiğimiz işimizin ardından yeni bir iş yaratmakta ve her an işlerimizin peşinde koşmaktayız. Hayatımızı planlamak için akıllı cihazlarımıza kurduğumuz Yapılacaklar Listesi -To do list- uygulamaları bile bize her anımızı doldurabilmemiz için sabah bildirim mesajları göndermeye başlamışken kontrolümüzü kaybedercesine beş dakikalık sohbetleri bile akıllı cihazlarımızla paylaşmaya, duyduğumuz her sözü, gördüğümüz her anı insanlara göstermekle harcamaya başladık.

Neticede, herkes sürekli bir istikrarsızlık içerisinde yaşıyor; şimdiki zaman giderek kısalıyor.