Futbol kamuoyu geçtiğimiz haftayı Avrupa Süper Lig kaosu ile geçirdi desek yanlış olmaz sanırım. Bana göre Avrupa Süper Ligi projesi bir sonuç olduğu için bu süreci bir kaç adım geriden başlayarak sizlere anlatmak isterim.

Endüstriyel futbol kavramını sanırım herkes bir yerlerden bir şekilde duymuştur. Geçmiş yıllarda futbolda iyi bir jenerasyon, teknik direktör veya alt yapı yakalayan takımların başarılarına çokça şahit olduk. Akla ilk gelenler Ajax, Nottingham Forest, Bayer Leverkusen, Olimpik Lyon, Blackburn Rovers, gibi takımlar ve istersek bu takımların sayısını çok daha fazla artırabiliriz.

Futbol kamuoyunun aklında en belirgin değişim veya kırılma noktası bazı zengin isimlerin veya şirketlerin futbol takımlarını satın almalarıydı. Aslında Endüstriyel futbol kavramı, sadece zengin iş insanlarının futbol takımı satın alması değil ancak o kadar geriye gitme gereği görmüyorum.

Chelsea, Manchester City, PSG, Redbull takımları, gibi daha önce başaltı veya orta sıra takımı olarak niteleyebileceğimiz bu takımların zengin sahipleri sayesinde iyi oyuncuları yüksek paralara ödeyerek kadrolarına katıp başarı elde ettiklerini görüyoruz. Futbolda paraların bu kadar büyümesi ile beraber doğal olarak güçlü ve zengin takımlar ve bu harcamalarını daha da sürdürebilmek için UEFA’dan çeşitli ayrıcalıklar talep ediyorlardı. Çünkü futbol oyununun kendileri sayesinde ilgi gördüğünü ve reyting ve gelirin kendileri tarafından yaratıldığını düşünüyorlardı. Haksız değillerdi ancak burada endüstriyel futbol kavramını biraz işin içine katmak istiyorum. Bugün bu güçlü takımlar bu kadar zengin ve güçlü ise Dünya’nın her yerinde taraftarları, destekleyicileri olmasına, onlara para ve nüfuz kazandıran insanlara borçlular. Somut örnek vermem gerekirse, bugün sokakta herhangi birisinin üzerinde bu büyük takımlardan birisinin herhangi lisanslı ürününü görüyorsanız veya herhangi birisi bu büyük takımların sosyal medya hesaplarının takipçisi ise işte bu endüstriyel futbolun en önemli göstergelerinden birisidir.

Şampiyonlar ligi formatı başladığından bu yana sürekli değişti ve bu değişim sürekli güçlü kulüplerin yararına oldu. Bir dönem sadece şampiyonların katıldığı ve büyük lig şampiyonlarının ön elemelerde elenebildikleri (1993 Galatasaray – Manchester United bunun en önemli örneklerindendir ve daha sonra statü değişmiştir.) bir yapıdaydı. Daha sonra ülkelerin şampiyonları, sonrasında ilk iki sırasındakiler, derken günümüzde ilk dört sıradakiler dahi şampiyonlar ligine direkt katılma hakkı elde etti. 

Büyük takımlar ve ligler katılımcı sayılarını artırdıktan sonra katsayı hesaplama yöntemini de kendileri lehlerinde değiştirmeyi başarmış ve böylece sarsılması çok zor düzenini kurmuşlardı. Tarihsel olarak baktığınızda bu değişikliklerin hepsi zaten bu güçlü takımları daha da güçlü yapan değişikliklerdi ve bugünkü şampiyonlar ligi formatı kurulmak istenen süper lig formatının çok da bir farklı değildir. Bunu desteklemek, somut örnek vermek için sizlere şöyle bir soru sormak isterim. Son yıllarda ülkelerin katılımcı sayısını etkileyecek bir değişim yaşandı mı?

 

Düzen gayet sağlam şekilde kurulmuş olmasına rağmen bu büyük takımları daha çok şey istemeye iten şey neydi peki? Evet sesinizi duyar gibiyim ve haklısınız. Tabi ki daha çok para. Futbol geçmişe göre daha çok şey talep eden bir spor oldu. Takımlardan ve oyunculardan eskisine göre daha çok şey talep ediliyor. Rekabetin doğal getirisi olarak bu da kalite ve ilerleme sağlıyor. Bunun sonucunda “iyi” oyuncu sayısı önceki dönemlere göre azalıyor. İktisadi olarak da az olan bir şeyin daha değerli hale gelmesi de kaçınılmaz. Örneğin eskiden büyük liglerdeki her takımda en az bir veya iki tane “süperstar” kategorisinde oyuncu varken artık günümüzde bu büyük oyuncuların bir çoğunun bu büyük Avrupa takımlarında toplanmış olması süper ligi doğuran rekabeti bitiren temel değişkenlerden birisi haline geldi.

 

Bu rekabet döngüsü nasıl tersine döndü? Süreç en özet haliyle şöyle ilerliyor. Yıldız oyuncular küçük kulüplerde ortaya çıkıyor. Büyük kulüpler zengin sahipleri sayesinde daha çok küçük yaştayken dahi bu oyuncuları büyük paralarla transfer ediyorlar. Yurtiçi örnek vermek gerekirse Enes Ünal örneği çok güzel bir örnek. Yurt dışı için ise Büyük takımların genç oyuncu transferindeki usulsüzlük nedeniyle daha önce yedikleri transfer yasakları açıklayıcı olacaktır sanırım. Bu yetenekli oyuncular küçük takımlara kiralanıyor veya geç parlayan yeteneklerde çok ciddi paralar ödenerek satın alınabiliyor. Çünkü o kadar büyük paralara sadece o takımlar çıkabiliyor. Yani 23 yaşında patlama yapan bir oyuncuya 100 Milyon Euro’yu sadece bu büyük kulüpler verebiliyor. Haliyle küçük kulüp de oyuncuyu bu büyük takıma satıyor. Bir de bu işin maaş boyutu da var ki oyuncu da mevcutta kazandığının üç, beş, on katı ücretler kazandığı için de takımından ayrılmak istiyor. Bunun sonucunda da Dünya’nın her yerindeki iyi oyuncular belli başlı kulüplerde toplanmış oluyor. Örnek olarak ise bu büyük takımların yedek kulübeleri için yaptıkları masraf dahi bir çok kulübü satın alabilecek seviyede olduğu için ise küçük takımlar için rekabet etme şansı kalmıyor. Üzerine kat sayı ve katılım sayıları ile de bu takımların gelir elde etme ve başarı elde etme şartları zorlaşınca aslında mevcut düzende de gayet büyük takımları kollayıcı bir kartel oluşmuş oluyor.

 

Büyük takımlar sürekli aldıkları, kazandıkları bu tavizlerin sonunda da bir nevi UEFA yükünden kurtulmak adına böyle bir girişime imza atıyorlar. Aslında UEFA yıllardır bütün Avrupa futbolu katılımcılarını değil, büyük takımları koruyup kolladığı için beslediği bu canavar kendi boyunu aştı ve artık UEFA bu düzende küçük ortak veya yük konumuna geldi. Ancak bu durumu futbol kamuoyu olarak biz talep ettik ve onayladık bir yerde. Avrupa Süper Lig fikri şimdilik hayata geçememiş gibi dursa da ileriki yıllarda tekrar hortlayacaktır. Büyük kulüpler ile UEFA ilerleyen günlerde bir sulh yapsa dahi bu futbolun lehine değil, büyük takımların lehine bir sulh olacaktır. Her ne kadar başarısız bir girişim olarak gözükse de büyük takımlar günün sonunda tam anlamıyla olmasa yine çeşitli kazanımlar elde ederek masadan kalkacaktır.

Aslında süper lig kurulsa ve büyük takımlar kendi liglerinden atılsa çok güzel liglerin ortaya çıkıp, köklü rekabetlerin yeinden alevleneceğini düşünüyorum. İtalya’da Napoli, Roma, Lazio gibi takımların İspanya’da Valencia, Sevilla, Real Betis gibi köklü takımların, İngiltere’de dahi (6 takım kaybedeceği için en büyük kayıp vereceği düşünülen lig) Everton, Newcastle, West Ham gibi yine çok köklü takımların mücadelesini izlemek gerçekten çok keyifli olacaktır.

Futbolu, sporu, sadece kazanmaktan ibaret saymayan, kaybetmenin de bu oyunun ve sporun bir parçası kabul eden, taraftar olmanın yani adı üstünde “taraf” olmanın sadece kazanma kriteri ile belirlenmemesi gerektiğini bilen, oyunun, sporun, hayatın bir değerler bütünü olduğunu fark eden, bilen herkese iyi pazarlar.