23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesi ile bu hafta bu köşede ben varım; ben, çocuk. Sizlere beslenme sistemimden bahsedeceğim.

Varlığımdan kimsenin haberi olmayan zamanlarda bile vücuduma ne girdiği önemliydi yani sevgili annemin ne yediği. Onun aldığı besinlerle büyüdüm. Zaten işim buydu, büyümek. Başkaları bana besinlerle ilgili yeni bilgiler vermeye başlamadan önce beslenmenin başka bir işe yaradığını da düşünmezdim.

Sonra doğdum. Doyup doymayacağım işte tam o anda büyük bir mesele haline geldi. Aç mıydım?! Ben aslında acıktıkça emmek istemeyi ve doyduğumda bırakmayı biliyordum annemin sütü her gün ihtiyaçlarımı karşılamak için değişiyordu. Mamam her ihtiyacımı karşılıyordu ama insanlar hala korkuyordu. Yeterince kilolu muydum?!

 

Sonra büyüdüm sütten mamadan başka

 

şeyler de yiyebilmeye başladım. Ailem bana çok güzel yemekler hazırlıyordu. Yağsız, tuzsuz, en doğal en taze yemekler, sebzeler, meyveler… En katkısız içecekler. Kendileri başka şeyler yiyip içiyordu ve bunu anlamadığımı sanıyordu. Hehe. Anlıyordum. Benim ailem bana göre her şeyin en iyisini ve en doğrusunu yapardı o yüzden ben de onları gözlem altına aldım. Onlar ne yaparsa onu yapacak ne yerse onu yiyecek nasıl yerse öyle yiyecektim; ama buna fırsatım olmadı. Onlar gibi kendi kendime yememe sabredemiyorlardı. Ilk denemede güzelce yürüyemediğim gibi yemek de yiyemezdim. Elbette deneyecektim. Yiyeceği yakalamayı, ağzımı bulmayı, yemeği ağzıma götürebilmeyi, çiğnemeyi, yutmayı öğrenmem gerekiyordu. Ama ailemin aç kalacağım korkusuyla bunu beklemeye tahammülü yoktu. Kendi ağzıma ne girdiğini görme fırsatım bile olmuyordu çıkarıp bakmak için püskürtme diye bir yöntem bulmuştum ama

 

her şey kaşıkla toplanıp geri tepiliyordu.  Doyduğumda daha fazla yemek istemediğimi belli ediyordum ama sanırım ne kadar yiyince doyacağımı onlar daha iyi biliyordu… Eğer tabağımdakini tamamen bitirdiysem herkes beni alkışlıyordu. Ne kadar tok olsam da bütün yemeği bitirmek oldukça takdir görüyordu. Çok iyi bir davranıştı bu o zamandan anlamıştım. O yüzden doysam da midem ağrısa da asla tabağımı bitirmeden kalkmam. Kolay yutabileyim diye yemekler ezilip karıştırılıyordu hangi besin hangi kıvamda olur tadı nasıldır anlama şansım olmuyordu o yüzden şimdi de farklı kıvamlarda farklı tatlarda besinler denemeye pek alışık değilim. Yemek seçerim.

 

2 yaşımı geçince beslenmeme yeni ve haaarika bir şey eklendi. Şeker. Duyduğuma göre 2 yaşından önce çok zararlıymış ama 2 yaş dolar dolmaz o kadar da zararlı olmuyormuş. O yüzden yiyebildim. Ve çok

 

hoşlandım bu yeni tattan. Ama her istediğimde yiyemiyordum. Önce başka şeyler yemem gerekiyordu. Bu yüzden o yemeklere gıcık oldum. Ben şekerimi istiyordum. Onu hak etmek önemli bir şeydi. Beni mutlu etmek istediklerinde ya da iyi bir iş becerdiğimde de bana şeker verirlerdi. Yani bu bir ödüldü, güzeldi, değerliydi. Bir derdim olup ağladığımda da susmam için bana şeker verirlerdi. Şeker insanı mutlu ederdi. Neyseki bunları bebecikken öğrendim. Her kutlamada tatlı hakkımı ister her mutsuz hissedişimde şekerli şeyler yerim.

Bizim evde bir kaç kişi biraz hasta oldu. Artık benimle koşup oynayamıyor çünkü rahat nefes alamıyorlar. Bir de iğne yapmaları gerekiyor günde bir kaç kere kendilerini hep halsiz hissediyorlar. Onları da mutlu etmek için onlara da tatlı götürüyorum ama yemiyorlar. Yasakmış artık. Yine de benim icin hep alıyorlar ya da yapıyorlar. Çünkü beni çok düşünüyorlar onlar yüzünden mahrum

 

kalmayayım istiyorlar. Neticede beni seviyorlar. Ben de yiyeceklerimi sadece sevdiklerimle paylaşıyorum. En sevdiklerimi en sevdiklerimle. Aynı ailemden öğrendiğim şekilde..