Türetilmiş bir kelime olan ‘ütopya’ olmayan yer anlamında kullanılmıştır. Ütopyalar ilk insanların var oluşunda ortaya çıkmıştır. Kent fikrinin oluşturulması da bir ütopyadır. Ütopya; kent algısının, insan hayatının ve düzenin oluşturulmasında gerekli bir düşünsel yapıdır. Kent ütopyaları ise insanların kente dair umutlarını ifade etmektedir. Ütopyalar kadın-erkek eşitliği, sınıfsal ve yaşamsal eşitlikleri ele alarak toplumun sorunlarına çözümler üretmektedir. Bunun yanı sıra ütopyalar da özel mülkiyetten ziyade kamusal alanlar, eşit çalışma düzeni ile toplumsal zenginlik ve eğitimde eşit haklar ele alınmıştır. Ütopyalar bir bakıma mükemmel kenti ve mükemmel yönetim biçimini aramıştır. Kentsel ütopik projeler ile insanlar için ideal kent tasarımını ortaya koymuştur.

Antik çağ ütopyalarında genellikle Platon’un ideal kent anlayışının esintileri görülmektedir. O dönemin kültürleri ile ütopyalar şekillenmiştir. Bu kültür Sümer, Yunan, Mısır, Roma gibi antik çağ döneminin önemli uygarlıkları içerir. Platon’un ideal kent, devlet ütopyasında toplumun bolluk ve bereket içinde yaşamasını hedeflemiştir. Orta çağ döneminde ütopya anlayışında antik dönem ütopya anlayışından esinlenilmiştir. Thomas More’un 1516 yılında yayınladığı ütopyada eşitlikçi toplum düzenini anlatan bir ada hayal etmiştir. Bu adada insanlar geçimlerini tarım ile sağlamakta ortak tarımsal üretim yapmaktadır. Çocuklar eğitimlerini tarım üzerine alırken aynı zamanda beslenme ihtiyacı ortak yapılan yemekler ile karşılanmaktadır. Herkes aynı saat dilimlerinde çalışıp, üretime eşit katkı sağlanmaktadır. Devlet yönetimi tüm halkın katılımı ile kararlaştırılan kurallar ile gerçekleştirilmektedir. Kişisel maldan ziyade toprak ortak, herkesin malıdır. More’un ütopya kenti tamamen eşitlik ve üretim üzerine kurulmuştur.

Yine orta çağ’da Campanella’nın başka bir ütopyası vardır. Ütopyasının adı Güneş Ülkesidir. More’un ütopyasından farklı olarak manevi, sanatsal ve fiziksel bilginin önemini ütopyasına yansıtmıştır. Kurguladığı kenti yedi dairesel surlar ile bölmüştür ve tüm bilgileri surlar üstünde göstererek, insanların bilgilenmesini istemiştir. Bedensel beslenmenin önemi kadar ruhun beslenmesi ve gelişmesi üzerine durmuştur.

Rönesans, aydınlanma dönemi ütopyacıları kurdukları kentlerdeki şekiller ile devletin hiyerarşik ve aristokratik düzenini sağlamayı amaçlamışlardır. Genellikle tasarımlarında dairesel ya da kare formda iç içe geçmiş formlar hakimdir. Rönesans döneminde ızgara sisteminde planlanmış kentlerde yollar ve kent formu planlıdır. Buna bir örnek olarak Kahun kentini verebiliriz. Işınsal (dairesel) kent sisteminde, ızgara sisteminden farklı olarak anlatılmak istenen merkezde tek gücün varlığının gösterilmek istenmesidir. Kent merkezlerinde her ütopya için önemli olan öge vardır. Bunlar siyaset ya da din olabilir. Bu dönemde matematiksel formların doğa ile uyumunun daha estetik olduğu düşünülmüştür.

 

19.yy’da başlayıp 20. Yy da devam eden kentlerdeki eşitsizlik ve düzensizlik sorunun en önemli nedeni kırsal alandan kent merkezine göçün hızlanmasıdır. Endüstrinin gelişmesinin getirilerinden biri olan kentlerde hızlı nüfus artışı birçok toplumsal ve hatta üretimsel sorunu beraberinde getirmiştir. Doğadan ve tarımdan uzaklaşan toplumlar büyük bir düzensizliğin içerisinde bulmuştur kentleri. İlk başlarda endüstri alanında çalışacak nüfusa ihtiyaç olduğu için kentlerin büyüme fikri insanlara sorun olarak gelmemiştir. Fakat nüfus artış hızına bağlı kentsel ihtiyaçların karşılanması noktasında devletler yetersiz kalmıştır. Sanayileşme ile beraber bilimsel yaklaşımlar önem kazanmış. Mimarlar, düşünürler, tasarımcılar sanayileşmenin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak sorunlara çözümler aramıştır. 19.yy’ın geçiş dönemi olmasından dolayı doğaya dönüş isteği artmıştır. Kent merkezlerindeki sağlıksız yaşam koşulları, ekonomik sıkıntılar yeni bir planlamanın gerekliliğini meydana getirmiştir.

20.yy. “eylemsel yüzyıl ütopyaları” ya da “modern ütopyalar” olarak adlandırılmıştır. Bu yüz yılda planlamaya ve mimarlığa verilen önem artmıştır. Kent merkezinden çepere doğru olan saçaklanmalardan kaynaklı güvenlik ve ulaşım sıkıntısı yaşanmaya başlanmıştır. 20.yy’da kentlerde ulaşımda teknolojinin kullanılması noktasında yeni gelişmeler olmuştur. Özellikle raylı sistem teknolojilerinin geliştirilmesi ile hızla büyüyen şehirlerde, ulaşım ihtiyacının giderilmesi amaçlanmıştır.  Artık kent tasarımında planlı hareket edilmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Amerika ve İngiltere’de bu dönemde planlı, büyük, kamusal parklar ve dinsel yapılar tasarlanmıştır. 1. Dünya savaşından sonra Paris’te kent planının düzensiz olması nedeni ile alınan karar ile kent merkezin de ki mevcut binalar yıkılmıştır ve Haussmann, Paris kent merkezini yeniden inşa etmiştir. Haussman birçok eleştiriye rağmen geniş bulvarlar ve parklar inşa etmiştir. Bu dönemde tüm tepkilere rağmen yıkıp yeniden inşa edilen kentlerin günümüzde hala aynı planları koruduklarını görülmektedir.

Sanayileşme ile başlayan, teknoloji çağı ile devam eden kentlerin nüfusunun ve problemlerin artması 20.yy’ dan günümüze kadar devam eden ve gelecekte de devam edebilecek sorunları beraberinde getirilmiştir. Özellikle mega kentlerde yaşanan ulaşım ve güvenlik sıkıntılarına kesin bir çözüm bulunamamıştır. Ulaşımda her geçen gün yeni teknolojik gelişmeler olmaktadır fakat nüfus artış hızına ve özel araç kullanımına bağlı olarak karar alıcıların alması gereken önlemler değişmektedir.