İnsan öleceğini bile bile nasıl yaşar? Ya çıldırır ya da öleceğini unutur.”
Nazım Hikmet Ran

 

İnsanın eşref-i mahlukattır derler. Bunun nedeni ise hayvanlardan, bitkilerden ve adını bu yazıda tek tek anamayacağım, ki bunun için beni affetsinler, tüm canlılardan farklı oluşumuzdan kaynaklanır. İnsan düşünen bir hayvandır ve fakat düşünmek bizi ayıran çoğu farkımızdan birisidir. Diğer farklarımızdan daha çok bizi mahlukların en şereflisi yapan şey ise öleceğimizi biliyor olmamızdır.

Buna rağmen tarih boyu insanlar ölümsüzlüğü bulmaya, sonsuza kadar yaşamaya çalışmışlar. Hala daha bu gayretle ilerliyorlar diyebiliriz. Ölümsüzlüğü bulamayan insan olunun yaptığı her şey de aslında beşerin ölümünden sonra ruhun yaşadığını kanıtlamak için. Yapılan tüm sanat eserlerinden, duvarlara kazınan tüm isimlere kadar her şey öldükten sonra da yaşıyor olabilmek için. Burada kutsalınızla aranıza girmeme müsaade edin lütfen. Sizlere bir şey söylemem gerekiyor. Üzgünüm fakat öleceksiniz, tüm canlılar, tüm insanlar gibi…

Modern insan yaşamaktan çok ölmekle meşgul bu aralar.
Ve huzurlu bir ölüm modern insanın bilmeden aradığı en önemli soru.

Peki ya bunu başarmak istemiyorsak…
Modern ölümlerden mustarip toplum, modern bir yaşama nasıl kavuşur? Ölümsüzlüğü bulmak yaşamamızı engelliyor. Halbuki yaşama isteği değil midir ki bizden ölümü kopartmaya yetiyor. Yaşamak arzusu ve yarın ne halde olacağımızı bilmemek ölümü kabullenmemizi engelliyor. Ölümü kabul etmeyen, düğünü nasıl kabul eder? İnsan acizdir dostum! İnsanın toprakta iki günlük ömrü vardır. Sonrasında çürür. Ve hiç olur. İşte o zaman başlar Şeb-i Arus. Huzurlu yaşamlar sürün isterim, huzurlu ve kimseye muhtaç olmayan ölümleriniz olsun.

Güven Adıgüzel’in Sınavda Çıkmayacak Sorular isimli şiirindeki bir dize ile sonlandırayım yazımı.

¨Demokrasiden söz ediyorlar bir de
Ben rahatça ölsek diyorum…¨